Hakkımızda

“Kıbrıs Barış Harekâtı’nın olduğu günlerde, çıkarmaya katılan ve yaralanan çok sayıda gazi, Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne (GATA) getirilmişti. Eşim ve ben hastaneye gazilerimizi ziyarete gittik. Birçok servis boşaltılmış ve gazilerimize tahsis edilmişti. Vücutlarının değişik yerleri sarılı, bantlı, bazı kısımları kanlı vaziyette yatan, hafif ve ağır yaralı gazilerimizi ziyaret edip, hatırlarını ve bir ihtiyaçları, istekleri olup olmadığını sorarken ayrı bir bölümde yatan; kır saçlı, 40-45 yaşlarında bir yaralı gördüm. Hemşirelere kimliğini sordum. Kıbrıslı bir mücahit olduğunu, çok ağır yarası olduğunu, hayati tehlike içinde bulunduğunu söylediler. Konuşamayacak durumda olduğunu söylemelerine rağmen yanına yaklaştım. Bir isteği olup olmadığını sordum. Cevap vermedi. Kolu hafifçe sarkmış olarak duruyordu. Kolunu düzelteceğimi, rahat ederse gözünü kırpmasını söyledim. Kolunu hafifce kaldırıp göğsü hizasına getirince gözünü kırptı. Pijamasının göğüs cebi hizasındaki parmaklarını hafifçe oynatmaya başladı. Parmaklarını oynatırken bir iki kere göz kırptı. Bir şeyler söylemek istiyordu. Hastabakıcıya, yaralı mücahidin elbiselerinin nerede olduğunu ve birlikte bakmak istediğimi söyledim. Hemşire ile birlikte ceketinin iç cebine baktık, bir kağıt üzerine yazılmış, isim ve adres vardı. Kağıdı aldım, yaralıya göstererek ‘Bunu mu istiyorsun ?’ diye sordum. Göz kırptı. ‘Kıbrıs’taki akrabaların mı, haber mi vermek istiyorsun ?’ diye sordum, gene göz kırptı. Bu adrese haber vereceğimi söyledim, hafifçe gülümsedi. Derhal haber vermem üzerine ertesi gün, yaralı mücahidin, Kıbrıs’da bulunan eşi ve kızı geldiler. Hastane ziyaretlerimi uzun süre sürdürdüm. Artık bir aile gibi birlikte olduğumuz Kıbrıslı mücahidin yanında, yaralı askerlerimizin diğer hizmetlerine yardımcı olmaya çalışıyor, bazen meyvelerini soyarak yediriyor, tekerlekli iskemle ile diğer servislere götürüyor, servis çalışanlarına yardımcı oluyordum. Gayretlerimi gören diğer arkadaşlarım da bana katılmaya başladılar.

ARTIK BİR EKİP OLMUŞTUK

Yaralı gazilerimiz yanında diğer hastalarla ve hastanelerle ilgilenmeye başladık. Hastane çalışmalarımız yanında, birçok kişi ve kuruluşlardan yardım toplamaya ve bunu hastanelere, ihtiyacı olanlara vermeye başladık. Ama bir gün yaşadığım bir olay, bu çalışmaları örgütlenerek yapmak zorunda olduğumuzu gösterdi. Topladığımız yardım paralarını verdiğimiz bir başka hastaneye yaptığımız ziyarette, hastane başhekimi bizi güler yüzle ve çok iyi bir şekilde karşıladı. Zile basarak gelen hizmetliye ‘Engin Hanımın kristal bardakları ile bize tavşan kanı birer çay getir’ dedi. Hangi kristal bardak olduğunu sorduğumda, yaptığımız yardım paraları ile misafirlere ikramda kullanmak üzere kristal çay takımı aldıklarını, odasında bir kısım dekorasyon işleri yaptırdıklarını söyledi. Kendisine ‘Buna hiç bir şekilde razı olmadığımı’ söyledim. Ancak resmi bir kuruluş olmadığımız için yapacak bir şeyimiz de yoktu. Artık kadromuz da büyümüştü ve deneyim kazanmıştık. Ailemden kalan bir takım mal varlıklarını vererek bir vakıf kurmaya karar verdik.

İşte ‘HASVAK (Türkiye Devlet Hastaneleri ve Hastalara Yardım Vakfı)’ bu şekilde dünyaya geldi. Çok zor şartlar altında başladığımız, hatta yerine göre temizliğini bile bizzat yaptığımız vakıf büyüdü, gelişti ve 40 yıla varan çalışmalarımızla bu günlere geldik.” diyen Engin Öztürk’ün kuruluşunu anlattığı ve kurduğu HASVAK’ın bu gün geldiği nokta, başka yazıların konusu olacak genişlikte. Ancak şu kadarını söylemek mümkün ki; yurt içinde ve yurt dışında temsilcilikleri, şubeleri olan, uluslararası kuruluşlarla ortak çalışmalar yürüten, sağlık ocakları, tıp merkezleri, okullar, huzurevleri kuran ve kuruluşuna katkılarda bulunan, Gölbaşı Devlet Hastanesi’nin mülk sahibi olan HASVAK ve başkanı Engin Öztürk, yeni kurulan ‘Kansere karşı El Ele Federasyonu’ nun da Genel Başkanlığı’nı yürütmekte.

Bir hizmetin günümüzde yapılabilmesi ve gelecekte de sürdürülebilmesi için kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere “Vakıf” denir. Para ve mülkün vakfedilmesi yani hiç bir karşılık olmaksızın verilmesi yanında, bu kuruluşlarda çalışan kişilerin kendi emek ve yaşamlarını, böyle bir toplumsal amaç uğruna sarf etmeleri de aynı derecede önemli, gerekli ve saygındır.

Şimdi teknoloji zamanı internette herkes istediği gibi oynayabiliyor. Karalamalar, sataşmalar ve gerçekler saptırılabiliyor. HASVAK hakkında da internet ortamında bir takım iddialar ortaya atılmış, HASVAK’a ve Genel Başkanı Engin Öztürk’e sataşmalarda bulunulmuş. Konu hakkında bilgisine başvurduğumuz Öztürk’ün verdiği bilgilerin yanı sıra HASVAK’ın yasal olarak kurulduğu1984’ten beri sekreterliğini yapan Canan Turhan’dan da yazılı açıklama ile yapılan sataşma ve iddiaların cevaplanmasını istedik. Turhan’ın gönderdiği yazılı açıklama şöyle:

“HASVAK (Türkiye Devlet Hastaneleri ve Hastalara Yardım Vakfı)” nda 38 yıldır ilk kez çok geç gördüğüm hayretle okuduğum; Vakfımız, hastanemiz ve başkanımız Engin Öztürk hakkındaki sataşma ve yalanlara görevim olduğunu düşünerek yazdığım cevabımdır. F.B. Kulübü İkinci Başkanı sayın Nihat Özdemir’i karıştırmak ve arkasına sığınmak acizliktir. Sayın Özdemir sinsice gülümseyecek karakterde olmayıp gerçek bir hayırseverdir ve zaman zaman Vakfımıza destek vermiştir.